occasion - Turco Inglés Diccionario

occasion

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

Significados de "occasion" en diccionario turco inglés : 40 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
occasion n. vesile
Thank you for allowing me to make this point, which I could not omit to do on this occasion.
Bu vesileyle belirtmeden geçemeyeceğim bu hususu dile getirmeme izin verdiğiniz için teşekkür ederim.

More Sentences
occasion n. fırsat
It is an historic and unique occasion.
Bu tarihi ve eşsiz bir fırsattır.

More Sentences
General
occasion n. sıra
The opinion of the Commission remains the same as it was on the occasion of the last debate.
Komisyon'un görüşü, son tartışma sırasında olduğu gibi aynı kalmaktadır.

More Sentences
occasion n. zaman
On occasions, they ask the Commission questions about issues on which we ourselves have to decide.
Zaman zaman Komisyon'a, bizim karar vermemiz gereken konularla ilgili sorular soruyorlar.

More Sentences
occasion n. ortam
T-shirts and jeans are not suitable for this occasion.
Tişört ve kot bu ortam için uygun değil.

More Sentences
occasion n. olay
This is the fifth or sixth occasion on which Parliament has not followed its Rules of Procedure.
Bu, Parlamentonun Usul Kurallarına uymadığı beşinci ya da altıncı olaydır.

More Sentences
occasion n. neden
She had occasion to speak Spanish.
İspanyolca konuşmak için nedenleri vardı.

More Sentences
occasion n. gerekçe
What, then, is the actual occasion for a directive of this kind?
O halde bu tür bir direktifin gerçek gerekçesi nedir?

More Sentences
occasion n. sefer
I hope I will be forgiven, at least on this one occasion.
Umarım en azından bu seferlik affedilirim.

More Sentences
occasion n. durum
Sorry, we're closed for a special occasion.
Üzgünüm, özel bir durum nedeniyle kapalıyız.

More Sentences
occasion n. fırsat
Rome was an occasion to re-establish the importance of the food issue in general.
Roma, genel olarak gıda konusunun önemini yeniden ortaya koymak için bir fırsat oldu.

More Sentences
occasion n. etkinlik
Well, I suggest we organise a formal occasion involving Parliament, the Council and the Commission in Strasbourg.
Parlamento, Konsey ve Komisyon'un katılımıyla Strazburg'da resmi bir etkinlik düzenlemeyi öneriyorum.

More Sentences
occasion n. kez
I've met him on several occasions.
Onunla birkaç kez karşılaştım.

More Sentences
occasion v. neden olmak
The approaching storm occasioned the cancellation of the event.
Yaklaşan fırtına etkinliğin iptal edilmesine neden oldu.

More Sentences
Politics
occasion n. vesile
Would dedicating a resolution from this House on extreme poverty on this occasion be giving in to opportunism?
Bu vesileyle bu Meclisten aşırı yoksullukla ilgili bir karar çıkarmak fırsatçılığa teslim olmak anlamına gelir mi?

More Sentences
General
occasion n. münasebet
occasion n. özel durum
occasion n. meydan
occasion n. hal
occasion n. gereklik
occasion n. gerek
occasion n. şatafatlı kutlama
occasion n. lüzum
occasion n. sebep
occasion n. mahal
occasion n. uygun zaman
occasion n. önemli gün
occasion n. belirli bir durumun yarattığı ihtiyaç
occasion n. tesadüfi neden
occasion n. katkıda bulunan neden
occasion n. bir şeyin meydana geldiği belirli zaman
occasion v. sebebi olmak
occasion v. sebep olmak
occasion v. -e yol açmak
occasion v. sebebiyet vermek
Law
occasion n. vaziyet
Technical
occasion n. elverişli durum
Archaic
occasion n. kişisel ihtiyaç
occasion n. kişisel gereklilik
occasion n. kişisel istek

Significados de "occasion" con otros términos en diccionario inglés turco: 103 resultado(s)

Inglés Turco
General
special occasion n. özel durum
I only wear a tie on special occasions.
Ben sadece özel durumlarda kravat takarım.

More Sentences
on occasion adv. zaman zaman
They have on occasion shown eye-witness accounts to be totally unreliable.
Zaman zaman görgü tanıklarının ifadelerinin tamamen güvenilmez olduğunu gösterdiler.

More Sentences
on occasion adv. bazen
We see them on occasion.
Bazen onlarla görüşürüz.

More Sentences
on occasion adv. ara sıra
He reads detective stories on occasion.
Ara sıra dedektif hikayeleri okur.

More Sentences
Phrases
on this occasion expr. bu olay üzerine
Please allow me to say a few words on this occasion.
Lütfen bu olay üzerine birkaç söz söylememe izin ver.

More Sentences
Colloquial
on every occasion expr. her fırsatta
On every occasion in the past, the Commission has always highlighted the following basic principles.
Komisyon geçmişte her fırsatta aşağıdaki temel ilkelerin altını çizmiştir.

More Sentences
Common Usage
on the occasion of prep. münasebetiyle
General
a great occasion n. büyük şans
sense of occasion n. duruma göre davranma
a rare occasion n. ender rastlanır durum
special occasion n. özel gün
social occasion n. sosyal etkinlik
right occasion n. doğru fırsat
ceremonial occasion n. tören etkinliği
ceremonial occasion n. merasim etkinliği
ceremonial occasion n. törenlerde gerçekleştirilen resmi etkinlik
rise to the occasion v. kendini göstermek
furnish an occasion v. fırsat tanımak
rise to the occasion v. gerektiğinde lazım geleni yaparak işin üstesinden gelmek
not to occasion v. mahal vermemek
be equal to the occasion v. güçlüğün üstesinden gelmek
save something for the right occasion v. bir şeyi uygun bir zamana saklamak
turn a meal into a special occasion v. bir yemeği özel bir olaya dönüştürmek
dress appropriately for the occasion v. ortama/etkinliğe uygun giyinmek
equal to the occasion adj. her ihtimale karşı hazır
occasion-based adj. etkinlik bazlı
when occasion serves adv. fırsat düşünce
should the occasion arise adv. gereğinde
on occasion adv. fırsat düştükçe
on this occasion only adv. bir kereye mahsus
on this occasion only adv. bir sefere mahsus
on this occasion only adv. sadece bu seferlik
on this occasion only adv. sadece bu defalık
on occasion adv. fırsat oldukça
on the occasion of prep. nedeniyle
on the occasion of prep. dolayısıyla
on the occasion of prep. dolayısı ile
on the occasion of prep. vesilesiyle
with the occasion of prep. vesilesiyle
on the occasion of prep. -in şerefine
occas (occasion) abrev. olay
occas (occasion) abrev. fırsat
Phrases
on this rare occasion adv. bu nadir vakada
on one occasion expr. bir seferinde
on this occasion expr. bu olayda
on such an occasion expr. böyle bir durumda
on one occasion expr. bir keresinde
at one occasion expr. bir keresinde
on one occasion expr. bir kez daha
on that occasion expr. bu olay üzerine
at one occasion expr. bir seferinde
as occasion requires expr. duruma göre
as occasion requires expr. duruma göre gereğinde
when occasion serves expr. gereğinde
when occasion serves expr. fırsat olunca
as occasion serves expr. fırsat buldukça
as occasion requires expr. gereğinde
on this rare occasion expr. her zaman ele geçmeyecek bu fırsat münasebetiyle
at the first occasion expr. ilk fırsatta
when the occasion arises expr. sırası geldikçe
as the occasion arises expr. sırası geldikçe
when the occasion arises expr. yeri geldikçe
on one occasion expr. yeniden
as the occasion arises expr. yeri geldikçe
Colloquial
on this significant occasion expr. bu özel/önemli günde
on every occasion expr. her vesilede
Idioms
a sense of occasion n. şenlik/kutlama/bayram havası
auspicious occasion n. hayırlı bir vesile
auspicious occasion n. kutlama etkinliği
auspicious occasion n. önemli bir olay
a sense of occasion n. bir olayın/etkinliğin önemli olduğu hissi
a sense of occasion n. bir olayın/etkinliğin özel olduğu hissi
a sense of occasion n. olaya/etkinliğe özel bir hava katma
a sense of occasion n. bir olayın/etkinliğin özel olduğu hissini verme
a sense of occasion n. bir olayın/etkinliğin önemli olduğu hissini verme
leave for another occasion v. başka bir vesileye/zamana bırakmak
leave something for another occasion v. başka bir vesileye/zamana bırakmak
keep something for another occasion v. başka bir vesileye/zamana bırakmak
rise to the occasion v. gerekeni yapmak
mark the occasion v. kutlamak
rise to the occasion v. üstesinden gelmek
have occasion to (do something) v. (bir şeyi) yapmasına gerek olmak
have occasion to (do something) v. (bir şeyi) yapması gerekmek
have occasion to (do something) v. bir nedenle (bir şeyi) yapmak
have occasion to (do something) v. (bir şeyi) yapma fırsatı olmak
have occasion to (do something) v. bir fırsatını bulup (bir şey) yapmak
have occasion to (do something) v. (bir şey) yapmasına bir sebep olmak
have occasion to (do something) v. gücenecek vs. bir nedeni olmak
take the occasion (to do something) v. (bir şey yapmak için) fırsatı kullanmak
take the occasion (to do something) v. bu vesileyle (bir şey) yapmak
take the occasion (to do something) v. (bir şey yapmak için) fırsattan yararlanmak
take the occasion v. (bir şey yapmak için) fırsatı kullanmak
take the occasion v. bu vesileyle (bir şey) yapmak
take the occasion v. (bir şey yapmak için) fırsattan yararlanmak
equal to the occasion adj. işin ehli
equal to the occasion adj. duruma uygun
equal to the occasion adj. güçlüğün üstesinden gelebilen
equal to the occasion adj. gerekli yeteneğe, özelliğe sahip
Speaking
another occasion n. bir başka vesile
another occasion n. bir başka sebep
I would like to take this occasion to thank you all expr. bu vesileyle hepinize teşekkür etmek istiyorum
at this occasion expr. bu fırsatla
at this occasion expr. bu münasebetle